Bağdat'ta
Ömer Ağa / İpek saldım tarağa / Ben dedim Yakın ola / Mevla'm
saldı ırağa ( türkü)
İki
yıl kadar önceydi, Iraklı bir mülteci ile sohbet ediyorduk. Fadıl
bey, çiçeği burnunda yeni emekliydi. Çok şaşırmıştım:
Irak’ta emekli bir memur, üstelik hakim... Irakta devlet, kamu
düzeni mi var? Çalışan bir sosyal güvenlik ve sigorta sistemi
nasıl kurulabilmiş?
Malum
Irakta satılan petrol ve doğal gazların trilyonlarca dolar
karşılıkları, abd de bir fon’da toplanıyor. Fonun uygun
bulduğu hizmetler için, gıdım gıdım Irak’a para aktarılıyor.
Kalanlarında üstüne yatılıyor. Demek ki Fadıl, emekliliğine
müsaade edilen şanslı memurlardan.
Bir
nefes alayım, kendime geleyim diye postu güzel ülkemize yaymıştı.
Önce
iki Avrupa ülkesinde kalmayı
denemiş, “baktım
para az, bu kız bize yaramaz” ilkesi gereği bir Orta
Anadolu
şehrimizde
karar kılmıştı.
Her ne kadar “Ana
Gibi Yâr,
Bağdat Gibi Diyâr
Olmaz”
denilse
de o, oralardan epey
irrite olmuştu. Bağdat’ı
da Basra’sı da şöyle dursun... Önce
kafasını adam
akıllı dinleyecek,
süreçte
belki olabilirse
ölmeden önce vatanına dönecekti.
Emekli
maaşı gibiyim kimse benle geçinemiyor / Nöbetçi eczane gibiyim
tüm hastalar beni buluyor ( s.özmen)
Cep telefonu hesap makinasıyla çarpıp bölüp, TL / ID paritesinden anladığımız kadarıyla birinci sınıf bir hakim emeklisi olarak maaşı, bizdeki emsalinden daha iyiydi, buda fevkalade enteresan bir bulgu. Malumunuz bizde hakim emeklileri Milletvekillerinden sonra kamunun en yüksek emekli maaşı alan gruplardandır.
Irak
savaşları birkaç yılda başlayıp sonlanmadı. İç savaşlarını
bir yana koyarsak 1980’de İranla başladı dalaş. 90’larda abd
özgürlük tugayları öncülüğünde, dünyanın her ülkesinden
silahını kapanın koştuğu kaoslar hâlâ bitmedi. Her an arşa
çıkabilecek savaş potansiyeli, irili ufaklı çatışmalarla
sürüyor.
Fadıl
beyde İran savaşı başladığı günlerde hakim adaylığını
bitirmişti; 120 kişilik dönem arkadaşlarıyla birlikte. İran-
Irak savaşı, cephe gerisinde, İranlıları hırpalasa da
Iraklıları çok üzmemişti. 1991 Martına kadar işleri tıkırında
idi. Yazlığı vardı, kışlığı vardı.
Asrın
kudretli lideri Saddam’ın, abd teşvikleriyle atıldığı çılgın
saldırı ve savaşlar genelde Irak’ı özelde Bağdat’ı yaktı,
yıktı harap etti. Adliye sarayları yıkıldı, mahkemeler yok
oldu. Fadıl Bey yıllarca aç biilaç hayatta kalma mücadelesi
verdi. Ortada hukuk ihtiyacı da düzeni de kalmamıştı.
Ah
Adalet ah! Yıldızlar senden daha yakın...O
sessiz sedasız, iyi saatte olanları ürkütmeden tekkeyi bekledi.
Zaman zaman işe çağrıldı, gitti; yalan yanlış, eksik fazla
kararlar verdi. Çok istediği hâlde adil bir hakim olamadı, karar
verirken hep gözü sağda solda idi. Yanlış ata oynamak hayat
memat meselesiydi.
Atasözü:
Su akar yatağını bulur. Ama kaç asırda?
2005’den
sonra hayat normal mecrasına yavaş yavaş döndü / hala dönüyor.
O, bu ahval ve şerait içinde finiş ipini göğüsleyebildi ve
emekli oldu. 120 dönem arkadaşından böyle mutlu sona ulaşabilen
beş kişiler. İkisi Bağdat’a yerleşti , seyahate çok müsait
değiller çünkü. Kendisi dahil üçü de farklı ülkelerde
emekliliğin tadını çıkaracaklar ahir ömürleri yeterse.
Dönem
arkadaşlarından sadece iki - üçü tabii nedenlerle vefat etmişti;
kalp, kanser vb. Diğerleri ya bomba ve göçük altında kaldı ya
da “hainlik” vehmi ile yapılan suikastlarla dünyalarını
değiştirdiler. Kim bilir kaçı da sırra kadem bastı.
Kendisi
hayatta kalabildi ama aile fertlerinin hepsi bu şansı bulamadı.
Evet
O ülke ile ilgili her şey Fadıl Beyi huzursuz ediyor.
Kendisine
tesadüfen rastlamasaydım Fadıl Beyden hiç haberim olmayacaktı.
Sokakta mal mal bakarak gezen birini görürseniz işte o yaşıyor,
yaşamış ve yaşayacak.
İyi
kötü, Iraklı bir emekli ile müşerref olabildim lakin Suriyeli
bir emeklinin esamesi henüz okunmuyor, işitmedim.
Oysaki
Irak, Suriye, baas, abd, darbeler, savaşlar, siyonizm, bombalar,
yalanlar, liderler, ölümler ve illa petrol; ne çok duymuştum
bunları.
“Allah,
Allah deyip geçer Genç Osman of, of! “ ( marş )





Ya verdiği kararlardan kaçıyordur yada bir hâinlik peşinde koşuyor dur.
YanıtlaSil