16 Haziran 2025 Pazartesi

KOLTUK ULULAMASI


Attım sandalyeyi
Otur sevdalım otur ( bayburt türküsü)

Geçenlerde sosyal medyada yayınlanan bir görüntü, bazı çevrelerce yadırgandı. Bir Şeyh/Hocaefendi eşkâlli zat, kendinden üst kademe ve kıdemli olan başka bir Şeyh/Hocaefendinin koltuğunu ta’zim ediyor yani ululuyordu, enteresan.

Sanırım 2016 Nisanıydı. Gece yarısı birileri balıklı rum manastırına tüfekle ateş etmişlerdi. Manastırdaki Rahibeler/ Bacılar çok korkmuşlar.

O sabah, zamanın İstanbul Valisi Vasip Şahin ziyarete geldi, bendenizde kendilerine refakat ediyordum. Bu arada cemaat yetkilisi beş altı kişide bize katıldılar. Hem moral vermek hem de devletin bu işi sıkı takip ettiğini göstermek içindi, nitekim ziyaret esnasında faillerin yakalandığı haberi geldi. Bacılar vali beye bir kahve içmeyi önerdiler. Buyur ettikleri oda, manastırın birinci katında küçük bir oda idi. Ortasında sekiz on tane sandalye vardı. Vali bey ortadakine oturdu. Bacılarda ve heyette acayip bir huzursuzluk peydahlandı, kızarıp bozardılar. Ben fiskos yoluyla, mevzuya uyanmaya çalıştım; o kolluksuz sandalye Kutsal Patrik Hazretlerine aitti ve başkasının özellikle de bir gayrı hristiyanın işgali, oturması kabul edilemezdi. Krizi yönetmek çıkmaza dönüştü. Otorite, nezaket ve dini algı arasında her zamanki gibi tesliste/ üçlemde kaldılar. İş ekümeniklik falan derken uluslararası çatışmaya evrilebilirdi maazallah! Ben hariçten gazelle yardımlarına koştum; bir koltuk getirin dedim belki Sayın Vali koltuğa dayanamaz ona geçerdi. Bu formül tutmadı, çünkü Vali beyin alçak gönüllülüğü tuttu, kalkmadı. Ben dedim ki – efenim o sandalye’de bir problem var siz şu koltuğa veya başka bir sandalyeye geçer misiniz? Vali bey sandalyede ileri geri ırgandı: bunda bir sıkıntı yok çok sağlam dedi. Yapılacak bir şey yoktu. Kahveler hızlıca içildi ve bahçedeki Patrikler Mezarlığını gezmek üzere hep birden kalkıldı, böylece sorun uzamadan çözüldü. Yürürken Vali bey bana: sende iyi taktın koltuk işine, niye ki dedi. Bende onun kutsal bir eşya olduğunu izah ile yine de bu işte kaybınız yok ve eğer ötede bu kutsama işe yararsa başınızı bilemem ama koltuğa temas eden yerleriniz ateş görmeye bilir dedim, gizlice tebessüm ettik.Bir yıl sonrası Heybeliada’da idik. Rum Ortodoks Ruhban Okulunu ziyaret ve çay faslı. Yine bir salon ve koltuklarla çevrili. Fakat ortadaki koltuğun üzerinde Kutsal Patriğin fotoğrafı konulmuştu, dolayısıyla kimse ona oturmaya yeltenemedi. Vali beyle yine göz göze geldik ve gülüştük çaktırmadan. Cemaat içi yönetişim, derin izler bırakan bu çok önemli konuyu” çalışmış olmalı ki bu kez Despot Efendi, tedbirini almıştı ve başarılı da olmuştu.

Dinler değişse, hareketlerin gerekçeleri farklılaşsa da dini motif ve davranışlar pek değişmiyor nedense.

"Aşk yok olmak" diyor biri
Yâr, ben yokum, yok zaten (yıldıztilbe)


KIVIR ZIVIR MALUMAT:

Takdir edileceği üzre siyasilerin ve bürokratların koltuk sevdasına burada girmiyoruz, girersek çıkamayız. İnsana saygıdan da bahsetmiyoruz.

Aslında düz bir bakışla deriz ki ne var? Altı üstü bir tahta üstüne kim oturmuş veya dokunmuş ne fark eder? Ama ruhbaniyette öyle değil; daha alt bir kademeden birinin oturması edeben uymadığı gibi kirletmiş de olabilir...

bir tost, bir post, bir dost yeter bana

Bendenizde koltuk / sandalye hassasiyeti örneğimizdeki olaydan önce gelişmişti. İki avukat dostumu ortak bürolarında ziyaret gittim. Yerleri Bakırköy Dünya Ticaret Merkezinde idi. Girince şaşırdım, büro değil koca bir şirketti, yüz civarı avukat çalışıyordu. Havalı bir firmaydı, zaten müvekkillerilerinin çoğu da THY ve onun gibi önemli markalardı. Beni bir odaya aldılar. Etraf koltuklarla çevrili, birisinin üzerine bir keçi postu konmuş. Keçileri kendime hep yakın bildiğimden, farkına varmadan gidip o posta oturdum. Bizimkilerde tarifsiz bir huzursuzluk nüks etti: o koltuğa sadece, bizim patronumuz, Fe... Kı... büyüğümüz oturur, sen şöyle yan koltuğa kay lütfen dediler. Şaka yapıyorlar sandım önce ama iş ciddi idi. Belli ki patron bu işe çok asılıyordu veya çalışanlarına verdiği intiba öyleydi. Patronunun postunu kaptırana iyi gözle bakmazlardı. Her ne kadar muhatapları hukukçu olsalarda: enaniyet hukuku döver, keçi inadına gerek yoktu. Aman, altıma yapışmadı ya dedim, geçtim yandakine. Böylece aklıma yatmasa da, makam ve koltuk arasındaki yakın ilişkiyi biraz anlamıştım. Manastırda böyle bir mevzuya hemen intikalim önceki kazandığım tecrübedendir.

Gelelim bacılara. Bizler Malkoçoğlu ve Battalgazi filmleriyle büyüdüğümüzden, manastırda ay yüzlü dünya güzelleri bekledim. Bu üç bacı ise hayızdan nifastan kesilmiş, pirifânilerdi. Türkçe bilmiyorlardı. Bu Kutsal Balıklı Rum Kilisesini temizlemek için Rodos’tan üç aylığına nöbete gelmişlerdi, bunlar gidince Girit’ten ablalar gelecekmiş. Cemaatte genç kızlar kendilerini Tanrı hizmetine adamıyorlarmış artık. Mecburen ithal bacı transferi yapılıyormuş. Yunanistan’da bile kaynak kurumuş. Dünyevileşmenin görünmeyen boyutunu anlayabiliyor musunuz?

Dedim: Türkiyenin en zengin vakfı sizin, verirsiniz üç kuruş, bizim uşaklar silip süpürürler. Bu olamazmış, Tanrının evini ancak ona gönül vermiş olanlar temizleye bilirmiş. (Sanki kolaylaştırıcı bir içtihat yapmalarının zamanı gelmiş gibi.) Zaten İstanbul’daki kiliseleri 15’erli kümelere ayırmışlar, her kilisede 15 haftada bir servis icra edebiliyorlar. Diğerlerini zangoçlar falan temizlese de burası bacıları bekliyor el mahkum. Cemaatte tükeniyor; hem sayı olarak 2.000 civarına düşmüş, hem de kalite olarak ivme azalma yönünde.

O günler, Paskalya Yortusu idi ve 40 gün oruç tutmaları gerekiyordu. Hatta yetmiyor, ruhbanlar ilaveten üç gün hiçbir şey yemeden içmeden tutuyorlardı. Bizim muhabbet ettiklerimize tek tek sordum hiç biri oruçlu değildi. Mideniz rahatsızdır herhalde dedim, kafa salladılar. Bizim beynamazlar gibi, Ramazanda mazeretleri gırla gider. Biz Anadoluyuz, bir birimize benzeriz.

Sadece Metropolit Efendiye sormadım hayal kırıklığı yaşamayayım diye. Metropolit, bizim Müftüye tekabül ediyor, ona da Despotlar yani baş papazlar bağlı.

Son bir bilgi: Her Patrik, atandığında kendisine Balıklı Rum Kilise haziresinde bir boş mezar tahsis ediliyor. Doğal olarak, bu ana kiliseye sık sık yolu düşüyor; seleflerini ve kendi mezarını ziyaret ile dualar ediyor. Bu geleneği tüm cihana yaymak gerekir diye düşünüyorum. Bütün başkanlar, başbakanlar, krallar seçim mazbatasını aldıkları gün sarayın girişindeki kendi mezar yerini belirleyerek işbaşı yapsalar; acaba kan dökücü, fesat çıkarıcı özellikleri azalır mı?

Gökyüzünde İsa ile

Tur Dağı’nda Mûsâ ile
Elindeki asa ile
Çağırayım mevlam seni (yunusemre)


 




5 Haziran 2025 Perşembe

DÜNYA REJİMLERİ “SUUD”LAŞTI. Her yer Suudi Arabistan oldu!


Bir ara Demirel, başörtüsü talebine karşılık - Gidin Arabistan’a okuyun, deyivermişti. Yani Suudi ülkesi öcü idi, dünya korkardı. Hele Türkiye, Suudlar bize rejim ihraç edecekler paranoyasında idi.

Lakin mevzu ekonomi ve para olunca; sözde müslimi de gayrı müslimi de Suudçu oldu.

Öncelikle; her Oligarşik – kapalı yapıda, kamu işleri / hizmetleri dolayısıyla kamu ödemelerinin zimmet hakkı bizim çocuklara / oligarklara aittir, %100 karlıdır.

Gel gidelim, yolları bana sorma, ne bileyim
Gidelim buradan, pusulam rüzgâr” MelikeŞahin


Suud ekonomi dünyasında kendine özgü bir kefalet sistemi var. 

Bizim çocukları aşan bir iş varsa; siz içeriden veya dışarıdan bir girişimci iseniz ve bu işi yapmak, para kazanmak istiyorsanız, yönetimden bir kişiye başvuruyorsunuz. Bu diyelim bir bakan sekreteri. Durumunuzu inceliyor diyelim 2 milyon SAR’lık bir iş, ona verilmiş kota 3 milyon SAR, dolayısıyla onun hududunda, hemen işi alıyor, yani kefil oluyor. Değilse misal iş 4 milyon SAR’lıksa bir üstüne, bakan yardımcısına götürür sizi, bu şekilde sisteme girersiniz. Kapasite büyüdükçe siz ekabire, prenslere muhatap olursunuz. Bu rical, sizinle ortak olur. İştirakteki yüzdelerini ve kar payı oranlarını yüce arzuları belirler. Lütfedip diyelim % 60 payla ortak olmayı kabul buyururlar, yetmez sizin finans, tedarik ve satış işlerinizi de arzularına uygun mesela başka firmaları üzerinden gerçekleştirirler. Bu nihayi yekunde  oran %90 lara kadar tırmanabilir. Siz hep verirsiniz onlarda ortaklık yüzdeleri üzerinden hep alırlar, onlarında ortaklığa para-sermaye koymaları usule(racona) aykırıdır.

Kocaman iş adamı abiler bazen nafakayı teminle yetinirler, deveyi hamuduyla yutmalarına sistem seyirci kalmaz.

Bu özgür ülkede sadece memurlar, uyumlu aşiret adamları ve kraliyet mensupları kefillik yapabilirler. Mamafih ülkede vergi, sigorta, tescil, çevre ve başka mevzuat elbette vardır ve fakat; bunlar siz yanlış yaparsanız hemen devreye girer ve ipinizi çeker. Tahkim ve hukuk ise bulabilirseniz ve ödemesini peşin yapmışsanız insaf ehli aile mensubu birisince gerçekleştirilir. Sonunda tüm akçeler Şeflik/ Krallık ailesi fonunda toplanmaktadır. Baş başa, baş padişaha bağlı olduğundan herkes cüssesi oranında pay sahibidir bu fonda.

Zaten ülke kralın mülküdür istediği gibi tasarruf eder.

İllaki dini veya ideolojik bir kılıf gerekiyorsa; fetvalar hazırdır; alınan paralar ticaret paylarıdır, tertemizdir vs uyarsa size.

Dünya yönetimleri ikiye ayrılır: a) Ortakçı – iştirakçi yönetimler.

b) Rüşvetçi yönetimler.

Ortakçı yönetimler için Suud sistemini anlattık.


Rüşvetçi, irtikapçı ve zimmetçi yönetimler; kamu gücünü kötüye kullanıp insanlardan haksız kazanç elde ederler, yolsuzluk yaparlar. Bu yöntem az çok açık toplumlarda gelişir.

İnsanlar varsa yolsuzluk mutlaka vardır, tartışılan oranıdır. Şeffaf ve hesap verilen yönetimlerde bu oran çok düşer.

Rüşvetçi yönetimlerde yolsuzluk oranı genellikle yüzde 5 ila 10 arasıdır ve yapanlar açısından çok risklidir.



Yönetici elitleri ve kişileri açısından ortakçı yönetim modeli en tercih edilendir. Örgütlü, risksiz, kazan kazan anlayışında bir modeldir, tepedeki bir numara var ve güçlü oldukça kimsenin sırtı yere gelmeyecektir.

Günümüzde pek çok ülke, kendilerini uyarlayarak bu sisteme geçtiler. Abd de hızla bu sisteme doğru kayıyor; Çin ve Rusya gibi ülkeler, komünist oligarşik alt yapıdan geldiklerinden sıkıntı çekmediler lakin ABD açısından pek müşkülatlı bir süreç olacaktır. Umarım dünya ekonomisinde kaoslara sebep olmaz. Para ve rekabet üzerinde gölgeye tahammül edemeyen liberal kapitalist dünya, çetin bir sınavda.


Görüldüğü gibi dünya “Suudlaşıyor”. Suudi Arabistan bir üretim ve markalar ülkesi olamadı ise de rejim ihraç eder ülke oldu.



Ah şu benim bitmek bilmez sakarlığım, yine yırtık cebime koymuşum umudu” AydınIşık

......................................................................................

Kıvır Zıvır malumat:


Kral, Padişah deyince hemen akla Osmanlı gelebilir o durumu izah edelim: Mülk Osmanlıda padişahın değildi. Hatta hazine de. Ve hatta hazineyi hassada. Evet padişah tasarruf ederdi ama ölünce çoluk çocuğuna kalmazdı. 1603 de kardeş katli kaldırıldıktan sonra, yeni padişah eski padişahın çocuklarına hazineyi hassadan maaş bağlardı. Bu maaş asgari ücret düzeyinde idi; yeni padişah eskinin evladının biti kanlanmasın, başıma bela olmasın diye azıcık verirdi. Hanedanda “tut şunun ucunu soyalım memleketi” anlayış ve örfü, yani Kleptokrasi yoktu.

Zenginin Malı Züğürdün Çenesini Yorar...


Bahsettiğimiz Suud rejimini İngiliz akıldaneler dizayn ettiler. Güçlü ülkenin güçlü kraliyet ailesi olur ilkesiyle. Nitekim İngiliz kraliyet ailesi bütçesi halen bile, hükümet bütçesinden çok az değildir. Eskiden 1/3 ü denirdi, şimdiki oranı bilemiyoruz. Son zamanlarda söylenen kraliyet aile servetinin 30 milyar dolara ulaştığı iddiası devede kulaktır. Bundan 20 yıl önce tesadüfen FİAT şirketinin dillendirilmeyen sahibinin bu aile olduğu bilgisine ulaşmıştım; bunun gibi ta Doğu Hindistan Şirketinden başlayan ve devamı bir sürü firmaları var.

Bu tecrübeleriyle, 1/3’e dikkatle ve kaygı ve fantezilerini de ekleyerek Suud’ta kuvvetler ayrılığını da sağlayacak biçimde(!) bir yapı geliştirdiler. Merkezi idarede silahın ve askerin sahibi Es Suud ailesi, petrol para ve ticarette Bin Ladin ailesi, din ve sosyal hayatta Vehhabi taifesi. Zamanla merkez güçlendi, diğerlerinin muslukları biraz kısıldı. Suud ailesi içinde de sayıları 15 bine ulaşan prensler gurubu oluştu. Malum yeni kral diğer erkekleri kesemeyince ve de çok hatunla ilişkiler alıp başını gidince hanedanda geometrik artışla üredi. Aileyi yönetmekte ayrı bir sorun olmaktadır. Bir birlerine kazık atma, sistemi zorlayarak tırtıklama gırla gidince son veliaht işe el attı. 2017 Kasımında çok yıldızlı bir otelde toplatılan, alıkonulan zimmetçi hain prensler ayaklarından asılarak silkelendiler ve paraları alınarak hak yerini buldu. Benzer bir uygulama oligarklara karşı 2000’li yılların başında Rusya’da gerçekleştirildi. Merkezi idare ile biat ve nikah tazelediler. Bu gariplerin başı beladan hiç kurtulamadı, 2022 de abd ve ab Ukrayna problemi sebebiyle bunlara operasyon yaptı ve varlıklarına el koydu.

Nedeni şu imiş: ABD'li düşünce kuruluşu Atlantic Council, "kara para" olarak adlandırdığı ve Rus oligarkların yurt dışında sakladığı servetin yaklaşık 1 trilyon dolara ulaştığını söylüyor. Bu paranın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve yakın ortakları, "oligarklar" olarak bilinen zengin Ruslar tarafından kontrol edildiğini tahmin ediyor. Dolayısı ile "Bu para, Kremlin tarafından casusluk, terörizm, endüstriyel casusluk, rüşvet, siyasi manipülasyon, dezenformasyon ve diğer birçok kötü amaç için kullanılabilir" deniliyor.

Çin’de de ara sıra “büyük timsahların” gemleri çekilir, hiza istikamet verilir.

Çin ekabiri henüz Vahşi Batı tokatı yemedi.

Nasılsa günü gelince onlarda casusluk veya terör gibi işlere bulaşırlar(!). Herkesin bir sırası bir günü var. 

Malum ‘baççıbaşı’ abd ve ab, bir liderin veya grubun mangırını kafaya koydu mu, demokrasiden ve hukuktan asla ödün vermeden ve hakim kararıyla çöküyor ve donuna kadar tahsil ediyorlar. Demokrasi dışı rejim adamları ülkelerinden çalıyor bunu demokratik ülke rejimleri yutuyor: yarasın abi! İlaveten ülkeler arası ilişkilerde, bu kaçır kazan düzleminde seyrediyor maalesef. Sömürgecilik yeni yüzüyle vizyonda.

Neyse ki bu mahsuplaşmalar günah kardeşliği temelinde ilerlediğinden pek kanlı olmuyor.

Bu arada unutmadan belirteyim, kefiller boş beleş para kazanan kişiler değillerdir. Kefil oldukları iş ve işlemleri sıkı takip ederler, kuruş kaçırmazlar; istihbarat ve güvenlik, muzır faaliyetlere engel, ikamet süreleri, istihdam gibi mevzulara kulak kesilirler. Nede olsa para kazanmak kolay değil.


Karacoğlan der ki telkin verincek
Ötüşür bülbüller gonca gülüncek
Ben burda yar orda böyle kalıncak
İster ölüm olsun ister ayrılık