3 Nisan 2016 Pazar

Kehlesi muteber olur, talihi yaver gidenin




Vaktaki, tarih Kanuni Süleyman zamanıdır. Bir katip 13 kuruşluk maaşla en dûn ( en az ek göstergeli) görevle payitahtta çalışmaya başlamıştır. Enderunlu bu genç; zeki, yakışıklı, muhteris ve çalışkandır. Büyük istikbal vaat etmektedir. Tez zamanda 5 liralık makama erişti. Bütün merdivenleri 3- 8 lik basamaklarla atlıyordu. Payitahtta örgütlenmiş, zamanın siyasal partileri gibide algılanabilecek Devleti Ebed- Müddetin bekası kendilerine muhtaç Türk büyüklerinden oluşmuş ekipler vardı. Aynı anda bir çok ekiple işbirliği içinde, hepsini payanda olarak kullandı. Ve hep yükseldi. Dost ve düşmanların gözleri üstündeydi. Adım adım izleniyor, mala davara zarar vermediği müddetçe markajda gevşek davranılıyor, böylece önlenemez yükselişi sürüyordu. Derken istikbalin bu büyük Türkünün üzerinde sadece dost ve düşman gözlerinin değil, haremin dikkatinin de olduğu istihbar edildi. Cihan Padişahının kerimeleri Mihrimah Sultan Hanımefendilerinin hususi ilgilerine ve muhabbetlerine de mazhar olduğu acı gerçeği sarayda yankılandı. Merkezden uzaklaştırılmalı ve bu muhabbette yok edilmeli idi. Maazallah tiz zamanda Sadareti ele geçirirdi. Yurdumuzun bölünmez bütünlüğü, yarınları tehlikeye düşerdi.
Derhal lazım gelen tedbir alındı. İradeyi seniyye'ye bir mukteza arz edildi; “ Kulunuz Rüstem Efendinin ne yaman bir kimesne olduğu malumlarıdır. Gelecekte değerlendirileceği daha yüksek görevler için tecrübe kazanması maksadıyla taşrada ; bir tuğ kadrolu Diyarbekir Valiliğine terfian ve naklen tayini...”. Bu şekilde defteri dürülüp, eline verilerek Diyarbakır’a postalanır. O günlerde Diyarbakır ve çevresi cüzzam hastalığından kırılıp geçmektedir. Her gün binlerce reayanın telef olduğu haberleri gelmektedir. Paşanın görev yerine avdetini müteakip bir şayia İstanbul’da 8 sütuna manşet oldu: Paşa ‘ya yazıktı, amansız cüzzamın pençesine düçar olmuştu. Hekimbaşı cüzzam illetinin fen ve tıbben tedavi edilemediğini, insanları bedenen ve ruhen ıstıraplarla ölüme götürdüğünü esefle anlatıyordu. Böylece son ve öldürücü darbe vuruluyor,sarayda ki sempati kırıntıları da izale ediliyordu. Kahramanımız, tarihin ve Orta Doğunun derinliklerine terk ediliyordu.
Ancak Paşa yaş tahtaya basacak cinsten değildi, oda kontra tedbirler geliştiriyordu. Yüreği zarif ve 
kadirşinas sultanına briefler, özel bilgiler sunuyordu. Bu sunumların yansıması gecikmedi. Önce gerçek güç odağı Valide Hatun Hürrem Sultana sonra da Muhteşem Baba nezdinde girişimler başlatıldı. Konunun formal kaynaklardan değil, bir kez de derin adamlar vasıtasıyla tahkik edilmesi önerildi.
Padişah nedimi, ikisi mülkiye diğeri hekim orijinli üç mütekait Paşadan bir tahkikat heyeti oluşturuldu. Birde senaryo verildi ellerine. Güya cenup illerindeki cüzzam hastalığı ve alınan tedbirlerin uygunluğunu Padişah adına inceleyecek ve rapor hazırlayacaklar. Heyet Diyarbakır’a ulaştı.
Vali Paşa işi şansa bırakmıyor, her müfettişe gösterilen ihtimam gibi heyetin tüm ağırlanması ile bizzat ilgileniyordu. O dönemde ki tecrübelere göre; cüzzam hastalığı olanda bit eylenmezmiş. Bitli olmak ayıp değildi, o yaşamın bir parçasıydı. Malum bit yiğitte, pire itte olurdu. Bu heyette bir punduna getirip Paşada bit olup olmadığına bakacak ; varsa ne âlâ yoksa yandı gülüm keten helva.
Heyet yorgun olduklarından bahisle bir hamam sefası istemiş. Derhal hamam boşaltılmış, Paşa ve davetsiz misafirleri göbek taşına uzanmışlar. Paşa keselenirken üç zehir hafiye biraz hava alma bahanesiyle koşup esvaplarını tetkik etmişler. Kavukta 8 adet bit. Donda 21, Cüppede 16.... ki ceman 48 adet kehle mahlukatına tesadüf edilmiştir...
Vaziyet, hemen bir layihaya raptedilip APS ile gönderildi. Daha sonrası vak’anüvislerin yazdığından ayrıntılı olarak biliniyor. Osmanlının gelmiş geçmiş en ünlü entrikacısı. Damadı şahanelik, Vezirlikler, Sadrazamlıklar. En kudretli imparatorluğun en kudretli iki üç adamından biri olmak. Tarihler onun - teşbih de hata olmasın Derviş gibi- hep hazineden sorumlu, akçalı işleri kendi uhdesinde tuttuğunu yazıyor. Cimri olduğunu da. Hatta cimriliği o raddeye getirmiş ki saray çiçeklerini tezgah kurdurtup pazarda sattırmış. Hızını alamayıp, bütün çiçek yetiştiren ve bulunduranlardan vergi alınmasını istemiş, bir keresinde bu nedenle kazan kaldırılmasına sebep olmuş.
Onlar ermiş muradına, bu “ kehlesi muteber olur, talihi yaver gidenin” 
lakırdısı da kalmış bize miras. 
Sinop-M.S. 2000


Diyarbakırı Başkent yapalım


Türkiyenin güney doğusu yüz yıldır fena karışık. Tüm ortadoğu gibi. Her yanı hatalar yumağı. Dahili ve harici bedhahların fink attığı tarih. Aynı süreç hız kesmeden devam ediyor. Ve tabii ki ölümler, acılar, huzursuzluklar. Maddi ve manevi çöküşler.
Biliyoruz ki bu coğrafyada huzur, refah ve insanca yaşamak ayrışıp bölünmekte değil birleşip, bütünleşmekte.
Maalesef özellikle harici bedhahlar bölgede yeni minik devletçikler örgütleme işlemlerine hız ve gerçeklik kazandırıyorlar. Bunlardan biride bizim güneydoğumuz. Vaziyet içinden çıkılmaz noktalara götürülüyor. Maalesef geçmişin hatalarını dikkate alan iyi niyetli tüm çabalar akim kalıyor. Hal böyle olunca radikal çözümler gündeme geliyor.

Doğuda “Siyasetname” batıda ise “ Regimine Principum” denilen pek çok eser vardır. Ülkemizde bu nevi kitaplardan Yusuf Has Hacib'in Kutadgu Bilig ve Nizamülmülk'ün Siyasetnamesi ve yine Niccolo Machiavelli'nin Prensi pek meşhurdur.
Sultanlar veya Krallar için kaleme alınmış olan bu eserlerde onların sahip olması gereken nitelikler, yönetmenin koşulları ve kuralları anlatılır. İdeal bir devlet örgütünün nasıl olması gerektiği belirtilir ve kötü yönetimlerin zararlı sonuçları açıklanarak yöneticiler uyarılır.
Bu önerilerinden önemli biri de ikamete ilişkindir. “Oturmadığın veya gitmediğin yer senin değildir.” Uzaktan yönetilen beldelerdeki hakimiyet sıkıntılar yaratmaktır. Terside müthiş avantajlar sağlayacaktır. Hatta Makyavel Osmanlıdan örnekle bu görüşü pekiştirmektedir: Sultanlar Bursada oturmak yerine payitahtlarını Edirneye taşımakla Trakyaya tartışmasız hakim olmuşlar, İstanbulu da fethedebilmişlerdir. Bu gibi örnekleri çoğaltmak mümkün.
Kısacası başkenti Diyarbakır'a taşımak bir çok sui emeli ve çabayı tarihin çöp kutusuna atacaktır.
Bu işlem için anayasal bir tartışma ve çalışmayada gerek yoktur. Hali hazırda zaten pek çok merkezi idare birimi Ankara dışındadır. Ayrıca pek çok ülkede birden çok başkent uygulaması vardır.

Ankarada yasama ve yargı hayatını sürdürür, yürütme Diyarbakır* merkezli oluşabilir hatta bölgeye dağılabilir. Ulaşım ve iletişim imkanlarının çok artmış olması bunu mümkün kılmaktadır: Dicle sahilinde bir C.Başkanlığı külliyesi, Mardinde Turizm Bakanlığı, Ş.Urfada Tarım Bakanlığı, GAP idaresi ve DİB. Yüksekovada MİT Müsteşarlığı, Vanda Emniyet GM, Tuncelide JGK ve KİK...
Bu konuda yapılacak yatırımlar terör harcamaları yanında devede kulak kalır.
Ha ileride ne olur, ihtiyaç olursa bir ayağımızı tekrar Edirneye koymamızada engel yok.

* Eğer bir elatarsak adınıda düzeltelim “ Diyarbekir” veya Diyarıbikr ( Virginia).


ali+ ist. Nisan.2016