22 Mayıs 2025 Perşembe

ŞEKERİM SENİ HAM EDERİM! TATSIZ, TUZSUZ VE UNSUZ EKONOMİK GELECEK...+40

Bundan beş yıl önceydi teyzemi ziyarete gittim. Giderken de örfümüz, geleneğimiz gereği eli boş gitmeyeyim, bir hediyem olsun diye – söylemesi ayıp biraz paraya kıyıp- bol cevizli bir kutu şöbiyet aldım.                                         Teyzem Asiye kekliğim: hediyeye ne gerek var, sen gel yeter dedi. Öyle ama örf, anane falan dedim. Hakikaten eli boş olunca, insan kendini eksikli hissediyor. Zaten çok seyrek sıla-i rahim, ziyaret yapıyorum onun ezikliği var; doğrusu vicdan parlatmak için hediye iyi geliyor. Ayrıca şekeri sevmeyen olamaz; insanoğlu fıtraten sever glikozu. Yeni doğan çocukların emziğini bala batırıp verdiğinizde şappadak şuppuduk emer, isota( acı biber ezmesi) batırınca ise yüzünü ekşitir dışarı tükürür. ( Bu hususu Urfa’lı bebelerde denemedim)



Teyzem: “Sen benim şeker hastası olduğumu bilmiyor musun” dedi.  - Akıl edemedim sen onu misafirlerine konu komşuna ikram et dedim. Hayır dedi, diyeceğim ki kendi kendime, bunu bana yeğenim getirdi, ikramda şifa vardır, azıcık yerim sonrada paketi bozuldu der kimseye vermem! Ben caddede yürüdüğümde, unlu mamullerin önünden geçerken yutkunuyor, sabrediyorum sen en tatlısını getirip önüme koyuyorsun bomba gibi! Cevapta pek yamandı.             Böyledir de ölüme kimse inanmaz hâlâ!

Ne tabutu taşıyan, ne de toprağı kazan... nfk

Maalesef aynen öyle de insan bizzat yaşamadığı şeyi teorik olarak biliyor ama ameli olarak cehaleti devam ediyor. Bende diyabeti duymuştum, hesapta biliyordum lakin daha henüz özümde tanışmamıştım. Onunla ünsiyet, tanışlık peydahlamamıştım.    Teyzem ne olacaktı bir kerecik yiyiverse, takaza yaptığına değer mi idi?

Emirdağ’ı bir geçmeyinen yol olmaz/ Altın yere düşmeyinen pul olmaz
Fadime’yle bir gececik yatmayınan/ Adı çıkar emme gendi dul olmaz, gelin dul olmaz ( türkü)

Bak bak, yalana bak. Bir gececikten bir şey olmazmış. Daha ne olsun!

Kendim düşünce anladım ki yediğim bir baklava veya bir hurma, şeker düzeyimi çıkartıp indirirken hiç görmezden gelmiyor. Diyabetin takibi kiramen kâtipleri gibi; tolerans, af yok, görmemezlik yok.

Bu arada şekerle ilgili ilkokul bilgilerimi arz etmek istiyorum. Vücudumuz – özellikle bağırsaklarımız- en gelişmiş Şeker Fabrikası.     ( o yüzden diyabetlilerin ve obezlerin bağırsaklarını kısaltıyorlar, neyse insülin vb mevzularını es geçelim)

Bizim en çok enerji ihtiyacımızı şeker karşılıyor, insanın mazotu diye biliriz. Barsak çeperinden emilen şekerli maddeler glikoz halinde kana geçer, fazlası ya karaciğerde, ya da dokularda “glikojen” olarak depo edilir. Glikoz, dokularda yanarak, vücut için gereken enerjiyi sağlar: CO2, H2O ve enerji açığa çıkar (+ 670 kcal).

Yani vücudumuz bu işi mükemmel yapıyor, sistem tıkır tıkır işliyor. Yeter ki biz çomak sokmayalım; hazır şeker veya şekere kolay dönüşebilen yiyecekler yutmayalım.



Teyzem haklıydı, kaçındığı bir nesneyi ona hediye diye dayatmamalıydım. Bu hata mı telafi bakımından sonraki ziyaretlerimde zerzevat, kavrulmamış kuruyemiş, baharat çeşitleri hazırlatıp götürdüm. Hüsnü kabul gördü: niye zahmet ediyorsun kibarlığıyla.

Bir süredir bir grupla haftalık toplantıya katılıyorum. Toplantı masasına kuru/yaş pasta konuluyordu. Dikkat ettim çok azı yeniyor çoğu zayi oluyordu. Şimdilerde önerim üzerine çiğ kuruyemiş getirilip sil süpür yapılıyor. Niye böyle oluyor, acaba?

Efendim, memleketimizde her 9 kişiden biri diyabet dünyasında,      ha keza obez bireylerin oranı %20’ye dayandı. Kalp damar hastalıkları %14, hipertansiyon %22 ve de epey sayıda çeşitli kanserler var. Bunun yanı sıra gitgide çoğalan sağlıklı yaşam sürenler, diyetçiler…

Yani yediğine içtiğine çok itina edenler var, ikramda hediyede dikkatli ve çok seçici olmak gerekiyor artık. Herkes her şeyi yemiyor!

Gerçi bizim için kolaylıktı bir kutu çikolata veya baklava almak; her sokakta kümelenmiş bir sürü benzer işletmeden. Evet bu yeni yaklaşım pastaneci, çakma çiğ köfteci, kumpirci, yufkacı, simitçi, börekçi, tatlıcı, pilavcı, pideci, ekmekçi ve sair unlu mamuller üreticisi dostlar için olumsuz bir istikbal. Ama ne çare, yeni konseptle kendilerini güncellesinler; tatsız, tuzsuz, unsuz işler yapsınlar.

Benden söylemesi…



ŞEYHİM UÇUYOR: GİTME AĞAM, AÇILMA YAD ELLERE!

 

“Uzaklara Gittim Gelirim Diye, / Tabancamı Doldurdum Vururum Diye.
Hiç Aklıma Gelmez Ölürüm Diye” İ.Yeşilgül-A.Yamacı

Bu köy bu mahalle sana yeter! Hatta yedi göbek efradına da yeter. Etimiz var, sütümüz, balımız, bulgurumuz. Varsın eksik olsun soframızdan egzotik tatlar dert etme. Sen başımızdan eksik olma. Kov bizi, kız bize: yetelim biz bize! Ko olmasın, demesinler ne çıkar: aha bu herif var ya yedi köy ağası, yedi il beyi.

Yad ellerin altından Çapanoğlu çıkar, hain marabalar seni satar, bilmediğimiz yılanları çıyanları vardır seni sokar; yetinmezler başımızı daha ne gailelere sokarlar.

Sen büyüklüğünü gösterdin gördük, biz seni gözümüzde çok daha büyütürüz: sen büyüksün! Ama eller, seni ellerinde dev aynalarıyla karşılarlar o gösterdikleri büyüklük yalandır, bizim bilmediğimiz mezuraları var o kara donluların; boyunun ölçüsünü alırlar.

Kal ağam bize/bizde kal, yerli/yerde kal, kurbanın olalım dikme gözünü ötelere, yücelere…

Bu ricalar bedel ödeyen ahali tarafından hep yapıldı bu topraklarda, coğrafyada. Kimi ağa dinledi lakin bazısı kale almadı. Ve adisyonlar kondu masalara, faturalar ödendi maalesef. Tarih tekerrür etti, hep aynı nedenlerle; onlar eremedi muradına biz de çıkamadık kerevetine. Yazık oldu Feridun’a Rüstem’e.

“Geldim şu alemi islah edeyim / özümü meydanda gördüm sonradan
Zaman mahlukuna meylimi verdim / Sermayemden zarar gördüm sonradan”  Aşık Noksani

Bu yazıyı bu dönemde kaleme almamın nedeni geçenlerde Corona şehidi olan Türk ve Dünya Büyüğü, parti lideri, cemaat önderi, tarikat şeyhi, iş, bilim, eğitim, sanat, kültür, gönül insanı… merhum H. B.’tır. Elbette niyet bir ölünün ardından konuşmak değil bilakis hatırasına saygıyla, onun yoğun yaşamından didaktiği yakalamak olmalı derim.

“Tekrar mûlâki oluruz bezm-i ezelde / Evvel giden ahbâba selâm olsun erenler” Y.K.Beyatlı

Anadolu’nun ücra bir köşesinde gariban bir memur iken bir şekilde bir Şeyh’lik kapmış, akabinde büyük bir aile, epey bir mal mülk, holding örgütlemiş. Hocalar hocası En profesör olmuş, binlerce teori oluşturmuş, uygulamak için birde parti kurmuş. Tüm dünya peşine düşmüş. İyide Ağam,  “Gavsul Azamlık”ta nereden çıktı, Velilerin velisi olmak hele birde Dünya Liderliğini katınca işin içine, çık çıkabilirsen bu yumağın içinden? Sünnileri hallettik Alevileri, Şiileri de kazanalım, Kemalistleri seküler camiayı da müşfik kanatlarımın altına alayım, zaten Putin benim öğrencim, Trump müridim, Çin’de Xi işareti benden alır falan… Ee, dünya liderine de bu yaraşır.

Bize afiyet olsun, başımız üstüne de -Yapma abi yapma, cıss!

GEL HA GÖNÜL HAVALANMA / ENGİN OL GÖNÜL ENGİN OL Şarkışla türküsü

FIRLATMA RAMPASI: Alibeyköy, Aksaray Aksaray, koş abi koş dolmuş kalkıyor!

Bu ülkede, coğrafyada bir insan bir şey olur. Ağamız bizim imkanımızla semirir, güçlenir. Öz güveni artıp kabına sığmaz olunca hummalı bir gayret başlar etrafta. İşte tarihi an bu andır. Şeytan ve nefis bir Fırlatma Rampası kurarlar kel tepeye, dahili ve harici bedhahlar omuz verirler.

Yancılar başlarlar goygoyculuğa: sen Ağalar Ağasısın, Şahlar Padişahısın, Şeyhler Şeyhisin, İslam halifesi, Cihangirsin, Müçtehidsin, Mücedditsin, Kainat İmamısın, Dünya Önderi- Liderisin hatta pek tabi ki tüm zamanların en büyüğüsün… Bu naneleri yer yemez, gözünün yaşına bakmadan Tiz zamanda Ağamızı ve daha nice değerimizi uzayın ve meçhul akıbetin karanlıklarına dehlerler. Ve büyüğümüz asla Voltran’ı oluşturamaz ( eskiden kırklara yedilere karışırlardı hiç olmazsa). Zaten tam o esnada tefessüh etmiş, özü çürümüştür elemanımızın.

“Yine bana esmer günler düştü eyvah / Yine bana hüsran bana yine hasret var.”   Kayahan

Bu filmi o kadar çok gördük ki bıktırdı, yıldırdı, yordu bizi.

Aslında bu yazı bir orijinallik içermiyor. Batıdaki Prens ve Krallara doğuda ise Hakan ve Sultanlara takdim edilmiş binlerce ‘ Siyasetnamelerden’ kısa bir özettir.

Akil adamlar eserlerinde hep bu zevatın komplekse kapılmasının lüzumsuzluğunu vurgulamışlar; ahali onlardan bir mükemmel Tanrı rolü beklemiyor, o konuyu halletmiş bir biçimde. Aranan basit bir çoban veya amele ki gideni çevirecek, döküleni toplayacak.

Diğer bir ifade ile: kendilerinin/ kendiliğinden olan, küçük, özel, şirin, sevimli“ Adil bir Kralcık” (Emir, Abla, Başkan, Dede, Şeyh…)  hepsi bu.

Deryadan nasibimiz elimizdeki kap kadardır. M. Şekûr