1 Nisan 2026 Çarşamba

Türkiye ve Ortadoğu Sanayisinin Acı Kaybı!

 

Yedik, içtik ve israf ettik.



Alaattin Tecim...Henüz baharının 84’ündeydi, hayatını kaybettiğinde. Nice projeleri, hayalleri ve emelleri vardı. Hepsi, onunla birlikte kara toprağa sırdaş oldu.

Hemen söyleyeyim, bu girişi duysa Alaattin Ağabey küplere binerdi. Kırmızı Kitapları(Risale i Nur) ve Üstad Said Çekmegil’in yaklaşımlarını şahsında meczetmiş biri olarak: bunlar cahil cühela vıdı vıdısı der ve ilave ederdi “ahiret hayatı daha hayırlı ve bakidir” (A’lâ 17).

Beslenmede dikkatli, sporda gayretli, sağlığı yerinde idi. Çevreyi, hayvanları ve çocukları severdi. Bir tek cereyanda kalmaktan korkardı. Nitekim bu cereyanlar tez elden öteye gidişine sebep oldular.



Heyecan Dolu Bir Dava Adamı

Canlı, enerjik ve tutkuluydu; sevdi mi tam severdi. Bütün Gazze mitinglerinde en önde bayrakla yürüyen o idi. Boykotun sıkı uygulayıcısıydı.

Bir de sıkı Ak Partili idi.

Sevdim mi tam severim...Ölümüne giderim” (emrah)


                                                                            

Ak Partili yiğidimiz: akp (a ke pe)’lilere karşı

Mahalle temsilciliği gibi temel ve önemli görevler üstlenmiş, partisine seçmenlerin teveccühü yolunda hatır, nakit ve vaktini seferber etmişti. Ülke ve parti konularını yakinen takip edip raporlaştırıyordu. Partinin ve ülkenin hep kazanmasını istiyor, bu nedenle alandaki sorunları ve çözüm yollarını tespit edip aktarıyordu, emri bil maruf bilinciyle. Her yıl bu 5/6 sayfalık raporunu kolunun altına alıp Parti Genel Merkezinin yolunu tutuyordu. İlçe ve il yönetimlerinin kendilerini pazarlamaktan maada, dertleri yukarı aktarmada yetersiz kaldıklarını tecrübe etmişti, o yüzden doğrudan doğruya siyaset üreticisi genel merkeze teveccüh ediyordu.

-Son görüşme tam bir facia idi. Kompetan görevli, kendisini üç saat rötarlı kabul etti.

- Size nasıl yardımcı olabilirim?

- Ben buraya ihale kovalamak veya torunuma iş ayarlamak için gelmedim. Ülke, parti ve siyasete ilişkin konuları aktarmaya geldim.

Bunun üzerine Sayın Başuzman, telefonu kaldırdı ve karşıya konuştu:

- Siz toplantıya başlayın ben bir veya iki dakikaya kadar gelirim.

- Bırak bu toplantı ayaklarını! Bana tahammül edemiyor, resmen defol diyorsun. Veyl olsun bana, bize! dedi ve o tomarları masaya fırlatıp çıktı.

Bir gece boyu, 10 saatlik otobüs yolculuğuyla ulaştığı yerden meyus bir sukutuhayalle geri döndü.

Çok öfkeli idi: Bunların çoğu akepe’li olmuşlar, bizim gibi Ak Partili değiller. Başörtülü veya sakallı olmaları fark etmiyor, hepsi hampacı! Partinin de Reis’in de çevresini ayrık otu gibi sarmışlar.

Gayet tabi ki haşa! Genel Başkanına toz kondurmuyordu. Bu açıdan klasik takılıyordu. Öyledir ya, Büyük Hunların Ulu Kağanı Mete Han çok iyi/ başarılı biri idi ama saraya aldığı Çinli prensesler ve katipler ( danışmanlar) kağanın ve ülkenin altını oydular. Zaman ve şahıslar değişmiş ama kader değişmemişti: Cennetmekan Ulu Hakan Abdülhamid Han’da süper iyi biri idi ama sarayına sızan dönmeler ve farmasonlar onun ve Devleti Aliye’nin köküne kibrit suyu dökmüşlerdi.

Bu parti böyle giderse akıbet iyi değil diyordu. Belki de sadece bu meselede gözü arkada kaldı.

Birkaç haşarı densizin fevriliğine tepki koymayı abarttığını söyledim kendisine. Dünyanın devranı böyle. Bu kadar kusur kadı kızında da bulunur; Çin Komünist Partisi veya ne bileyim Amerikan Republican Party içindeki hampacıların, bizimkilerden aşağı kalır yanı yoktur sözüme: Aşk olsun, bizi kimlerle kıyaslıyorsun diye çıkışmıştı.

 “Selâm virdüm, rüşvet degüldür diyu almadılar ( Fuzûlî )


Polis emekli olamaz, Daimi Cami Korucusu olur!



20 yıl çalışarak, Orta K’lı Başkomiser kadrosuyla emekli oldu, devamında 42 yıl emekli yaşadı. Tevazu sahibiydi zorda kalmadıkça eski ünvanını zikretmez, sadece polis olduğunu öne çıkarırdı.                       Emekli olsa da hayat onu hep güvenlikçi yaşattı. Antalya Doğuyaka Karakuyu cami cemaatindendi

    Cami avlusu ve çevresini kötü kişiler işgale kalkıştılar. Diz boyu pislikle, gece gündüz uyuyor; kalkın diyen olursa bıçakla üzerine yürüyorlardı. Dahası ağaç diplerine ve caminin bir çok yerine yasaklı maddeler saklıyor, bahçede alıp satıyorlardı. Cemaat onları kovmak istedi; bir keresinde eski komando çavuşu Süleyman Sarı bir kaçını patakladı ama yetmedi, polise ihbarlar vs çok etkili olamadı. Bir gün çeteler toplanıp camiyi bastılar, cemaate posta koydular. 

Alaattin Abi, bir köşeye çekilip yasal mermisiyle tabancasını hazır etti, bunu fark eden kötü kişiler hemen çark edip, sıvışıp gittiler. Eğer cemaate saldırsalardı tereddüt etmeden, cürmümeşhut sebebiyle ayaklarına sıkacaktı. Emri Hak gelene dek Camiyi hep O açtı ve kapadı, bir eli belinde. Cami çok özel bir “Özel Güvenlik” elemanını kaybetti.  


Kendi çizimi.

İnovatif Bir Sanayici: Tandır Ekmeğinde Devrim!

Polislikten sonra memleketi Malatya’ya yerleşti. Hayatı boyunca bir tarafta ekmek israfı öte yanda açlık onun problemi olmuştu. İsraf önlenebilirdi. M.Ö. 4000 yılından beri bilinen ve insanlığın beslenmesinde çok faydası görülmüş Tandır Ekmeği bunun tek çaresi idi. Bir çoğumuz hatırlarız; eskiden annelerimiz yufka yaparlar bir köşeye yığarlar, onu aylarca ıslar ıslar yerdik. Ne eskir ne küflenir, ne az gelirler ne de çok. Hiç zayi olmazdı. Sistem o sistemdi.

İlk tandır fırınını Malatya’da açtı. İşler iyi gidiyordu. İkinci, üçüncü derken Elazığ piyasasına da girdi.   Bu sıralar bir hata yaptı: dağıtımda kullandığı 13 yaşındaki pikap yerine gıcır gıcır bir minibüs çekti. “Abi, tandırdan acayip para kaldırırız” diyen çevre esnaf ve tüccar bu işe uzun atladı. Her taraf tandır fırını doldu. Sonuçta hep birlikte iflas ettiler; Allah’tan perşembenin gelişini çarşambadan fark eden abimiz az hasarla işleri devredip piyasadan çekildi.

 Tandır Ekmek sektörü rekabete müsait değildir bu haliyle; hem kendi içinde hem de genel ekmek sektöründe. Hele hele puf ekmekçilerle ekonomik rekabet hayal bile edilemez. Puf ekmekçiler tamamen otomasyonu sağlamışlar iken, tandır ekmekçilik ise hala emek yoğun çalışıyor. Fırınların her birinde çift mesaide, 12 kişi çalıştırıyor 700 paket( 5 ekmek 1 paket) üretebiliyordu. Dolayısıyla bir türlü fiyatları aşağı çekemedi. Malınız iyi olsa da fiyat yüksekse fazla mal satamazsınız ve üstelik insanları kötü mala mahkum etmiş olursunuz. Bol ve zararlı katkılı, bir iki gün dayanamayan ateş pahası puf ekmekler, onlardan da pahalı simitler, çöplerde harman çeçleri gibi yığılıyordu.

Yiğidimiz Kolları Paçaları Sıvıyor

Öncelikle üreteceği ucuz ekmek bir yıl oda sıcaklığında tap taze bekleyecekti. Sentetik emülgatörler içermeyen, uygun sıcaklıkta, nemi tamamen alınmış ekmek beklerdi, bunu zaten denemiş ve başarmıştı.

Hatta bu ekmeğin sağlık açısından çok yararlı olduğuna ilişkin bilinen tıp adamlarının bazılarından raporlar da almıştı.

Otomasyonla ilgili makine teçhizatı da hazırdı. Tek eksik, puf ekmekçilerin Matador Fırınları benzerini yapıp saatte binlerce ekmek üretmek gerekiyordu.

Sürüsüyle pide, börek, lahmacun ve ekmek fırını gezdi, denedi aradığını bulamadı. Farklı ve yeniden yapılmalı idi.

Hemen mucitlerin harman olduğu, sanayisi ile meşhur, G.Antep’in yolunu tuttu. İlk deneme tonlarca hurda demirle sonuçlandı. İkinci prototip, gül rengi çıtır ekmekler üretti lakin küçük bir problemi vardı çözülemedi: gazlı bu model, gazı ortamdan bir türlü uzaklaştıramıyor bilakis kokusu ekmeğe siniyordu. Bu da çöpe, hurdaya gitti.

Fırında zemin önemlidir. Kimyager değildi ama iş başa düşmüştü, az biraz Prof. Dr. Mithat Zeydan Hocadan Engineering desteği aldı. Kendi kendine yaptığı ve aylarca süren araştırmaları ve de karıştırmaları sonucu Sille Taşı ile Bergama Taşını ezip kalıplayarak istediği sıcaklığa ulaşabildi. İlk ve son kez hastaneye düşmesinden az önce İzmir, Bursa, İstanbul, G.Antep ve Ankara’daki fırın üreten fabrikaları dolaşmış bir kaçıyla ön anlaşmalar da yapmıştı.

Tünelin ucu görünmüştü, muvaffakiyet eli kulağında idi..

Yiğit düştüğü yerden kalkacaktı

İlk önce Malatya sonra Elazığ. Diyarbakır, Adana, Antalya. Altıncı ayda İzmir, yıl dolmadan İstanbul. Beşinci yıla vardığımızda Orta Doğu, Kafkaslar ve Balkanlar çıtır çıtır Alaattin’in ekmeğini yiyor ve ekmek israfı önlenmiş olacaktı.

 Sanmayın şahsi bir ekmek, menfaat peşindeydi: “İşte geldik gidiyoruz şen olasın Halep şehri” derdi, onun derdi insanlardı.

Amma velakin ömrü vefa etmedi. Umulur ki bir başka vatan evladı bu bayrağı hak ettiği yere diker.

Biz kendisini iyi bildik ve hikayesini okuyan kişi de umarız ki “bir Fâtiha ihsan ede ona “.




 


6 yorum:

  1. Allah gani gani rahmet eylesin.kabri pür nur,mekani cennet olsun,amin

    YanıtlaSil
  2. Kalemine kelâmına sağlık..

    YanıtlaSil
  3. Çok önemli bir konu. Ne güzel bir anlatım. Tebrikler abim.

    YanıtlaSil
  4. Tebrikler Ali bey. Dünyanın can sıkıcı gündeminden ayrılarak güzel şeylerin de olduğunu anlattınız. Alattin abiye Allah rahmet eylesin. Çalışmasını inşallah yasal mirasçılık ve gönüllü hayırseverlerce tamamlanır

    YanıtlaSil
  5. Elinize yüreğinize gönlünüze kaleminize sağlık …

    YanıtlaSil