Bölücü Terör, Ülkemizin en önemli ve ana gündem
maddesi olmayı sürdürüyor, görünen o ki epey daha devam edecek maalesef. Çözüm
süreçleri, Milli Birlik projeleri bir biri ardına denenecek; Ta ki sonuç
alınanadek. Her memleket evladı bu konuda kafa yormuştur. Bende yormuş ve
yormaktayım. Çeyrek y.y. önceki bir çalışmamızın hikayesini sunuyorum
bilginize, biraz vaktinizi alabilir ama ne yapayım böyle baba bir mevzu başka
nasıl sunulur? Bir de bu çalışmanın 25 sene önce kaleme alındığını, tamamen
amatör anlayışın eseri olduğunu; bugünün janjanlı projelerinin, afili
laflarının henüz keşfedilmediğini de dikkate alınız ki bizi küçümsemeyiniz.
Yıl 1990. Erzurum Karayazı'dayım. O günlerde de herkes
bölücü örgüte odaklanmış durumda. Bu sıkıcı mevzunun hemen bitmesini istiyor;
ve mümkünse basit bir yöntem ve yiğit bir adamla bu iş sonlanmalı, derin bir
nefes alınmalı.
Bölgedeki idareciler olarak da konuşmalarımızın ana
konusu bu. Ben ileri sürdüğümüz fikirleri toplamak, üstlerimiz ve efkarı
umumiye ile paylaşmaya uygun hale getirmek için bir metin peşine düştüm
acizane. Hazırladığım yaklaşık 15 sayfalık metni bölgede çalışan ve
ulaşabildiğim meslektaşlarıma arz ettim. Çok değerli katkıları oldu ancak
kendince nedenlerle altına imzadan kaçınmakla birlikte beni teşvik ettiler.
Sadece o zaman Karaçoban Kaymakamı elan Manisa Valimiz olan Erdoğan Bektaş, hem
fikir hem de imza ortaklığı yaptı, en son ekte gördüğünüz metne ulaştık
birlikte. Yazının sekreterlik işini
bendeniz deruhte etmiştim.
Üstlerimize gönderdik evvel emirde - bir göz
atıldığını bile sanmıyorum - sonrada o gün için akil adam, kanaat önderi
gördüğümüz kişilere, hakeza bölge siyasetçilerine. Bu ikinci kesim sitayişle
bize geri döndüler, çok memnun olmuştuk. Hatta rahmetli Ahmet Kabaklı
yayınlamakta olduğu " Temellerin Duruşması" serisinin birinde tıpkı
basım izni istemişti, sanırım ömrü vefa etmedi. Birde zamanın Milletvekili
olan, meslekten de tanıdığımız Mehmet Kahraman aradı: tamamen katıldığını, bazı
merciler nezdinde sunmak istediğini iletti. Bizde: imzanı koyabilecek derecede
katılıyorsan altına koy imzanı istediğine sun
dedik. O da bir çok makama ve bu arada zamanın Cumhurbaşkanı rahmetli
T.Özal'a da takdim etmiş. Özal çok memnun olmuş, tebrik etmiş, kendisini
Çankaya köşküne davet etmiş, konuyu enine boyuna müzakere ettikten sonra eline
almış kalemi ve yazıyı Milli Güvenlik Kurulu ilk toplantı gündemine havale
etmiş: Mehmetçiğim toplantı günü Ankara da, telefon başında ol, gerek olursa
seni kurula getirtirim demiş.
Böylece bizim
ismimiz değilse de mütevazi çalışmamız gitmesi muhtemel en üst noktaya
ulaşmıştı. Bu çabadan yararlanıldı mı, dikkate alınan noktaları oldu mu
bilemiyoruz. Şu günlerde "kamu düzeni" hep dillendirildiğine göre
bizim sık sık tekrarladığımız "etkin olarak günlük asayişin ve huzurun sağlanması"
tezimiz pek kale alınmamış gibi.
Olsun biz
yinede tarihe karşı bir şeyler söylemiş; çok konuştuğumuz, sorumluluk
hissettiğimiz, fikirler yürüttüğümüz bir konuyu tesadüfen de olsa gerekli
mercilere iletmiş olduk ve de bunun hazzı kaldı bizlere yadigar.
İNCELEME
(İdareci
Gözüyle Doğu)
1-Konu: Devlet-Kürt
vatandaşlar ilişkilerine genel bakış
2-Kapsam: Özelde
Erzurum’un Kürt kökenli ilçeleri incelenmiş olup, aynı gözlemlerin doğu ve
güneydoğu bölgelerimizde de geçerlilik taşıyabileceği de düşünülmüştür. Ayrıca
bu inceleme akademik nitelikte olmayıp, gözlem ve tecrübelere dayanmaktadır.
3-Halihazır
durum hakkında bazı gözlemler
a-Nüfus:
Son nüfus sayımı da göstermiştir ki bölgede belirgin bir nüfus artışı olmamış,
hatta yer yer küçükte olsa azalmalar olmuştur. Doğum kontrolü henüz etkin
olmamakla birlikte ülke genelinden etkileşimle belli eğilim ve ivme
kazanmaktadır. Yapılan bir inceleme göstermiştir ki nüfus artış hızıyla göç
hızı atbaşı gitmektedir. Her ikisi de yaklaşık %6 civarındadır. Ancak açıktır
ki göç hızı artma eğilimindedir. On milyona yakın olan bölge (Doğu ve
Güneydoğu) nüfusunun (bunun yaklaşık %70’i Kürt kökenlidir) 1,5 misline yakın
bir kitlenin Cumhuriyet Dönemi içerisinde batıya (Avrupa dahil)göç ettiği
tahmin edilmektedir. Aşağı-yukarı ülke nüfusunun 1/5’ine sahip bölge sürekli
göçle ki, göçe konu olan nüfus genç ve dinamik kitledir, ülkenin temelini
etkilemektedir. Bu itibarla bilhassa bölgede girişilecek sosyokültürel geniş
çabalar netice itibariyle ülkenin bu çabalarına çok büyük katkılar
sağlayacaktır. Kabaca bir ifadeyle, anayı yetkin hale getirirsek çocukları da
daha iyi ve kolay yetiştirmiş olacağız.
Göçün sebepleri pek çok olmakla
birlikte, ilk akla gelenler olarak; sosyokültürel, ekonomik, sağlık, eğitim ve
güvenlik endişelerini sayabiliriz. Gayet tabiidir ki göçü cebri yöntemlerle
durdurmak hem mümkün değil hem de akılcı değildir. Ayrıca o tür bir gayretinde
olabilirliği tartışılabilir. Burada esas olan göçü olduğu gibi durdurmak değil,
bölgenin kaldırabileceği azami imkanları değerlendirip onun üzerini daha
sağlıklı başka bölgelere çekmek pratik çözüm olsa gerek.
Diğer açıdan da; Ekonomik,
eğitim, asayiş, sağlık, sosyal, kültürel, vb. açıdan bölge şu an hep alıcıdır.
Bazı yorumcularca, örneğin vergi gelirleri alınarak, az bir vergi gelirine
karşılık bölgeye çok fazla yatırım yapıldığı, hiçte rantabl olmadığı savları
ileri sürülmektedir. Şurası unutulmamalıdır ki bölge her açıdan bol bol alıp
doyum noktasına ulaşmadan, ülke geneline etki edecek geri vermelere
başlayamayacaktır. Bu itibarla bütün veriş projelerini uzun vadede düşünmeli,
rantabl hesapları ona göre yapılmalıdır.
b-Ekonomik
açıdan: Devletin altyapı ve istihdam geliştirici yatırımlar
açısından birçok eksiklikler olmakla birlikte bölgeyi ihmal ettiği söylenemez.
Hatta bir takım özendirici tedbirlerle diğer bölgelere nazaran bir ayrıcalıkta
uyguladığı görülmektedir. Yatırım indirimleri, öncelikli bölgeler teşvikleri,
vergi indirimleri, kaynak kullanımlarındaki teşvikler, GAP, sulama ve enerji
yatırımları, kamu görevlilerine uygulanan ücretler, fazladan verilen kamu
kadroları, vb. gibi. Ancak bütün bunlar bölgede gözle görülür istihdam
patlamaları, ekonomik gelişmeler meydana getirememiştir. Bilhassa fiziki ve
coğrafi yapı, işgücü ve teşebbüs erbabının niteliği, hammadde ve Pazar
yetersizlikleri, vb. her biri ayrı bir inceleme konusu olabilecek olumsuzluklar
çalışmaları akamete uğratmaktadır. İktisadi gayretleri cebirden ziyade tabii
akışında izlemek daha doğru olsa gerektir. Bu cümleden olmak üzere alınan
teşvik önlemlerini arttırarak inatla sürdürmekte fayda var ama zorlayarak
değil. Böylece bölgenin bütün iktisadi imkanları kullanılarak taşıyabileceği
azami nüfusun burada kalması gerekir. Zaten zaman içerisinde ulaşması gerek
sayıyı tutturacak, refah seviyesini yakalayacaktır. Ayrıca GAP bütünüyle
işlerlik kazandığında bölgenin kuzeyinden güneyine doğru göç muhtemeldir.
c-Güvenlik:
Bütün bu bölgeye yakın nüfusu barındıran, ülkenin en gelişmiş en ileri şehrinde
bile ayakkabı boyacılığından-simit satıcılığından, hukuki ve zaruri güvenlik
ihtiyaçlarının dahi sahasında tekelleşmiş güçlü mafya (yasadışı) organizasyonlarının
eline geçtiği (ki bunların bir iddia olmaktan öte gerçeklik payı taşıdığı tüm
iletişim araçlarınca göz önüne serildiği) günümüzde devletin bölgede güvenlik
açısından büyük gayretleri olduğu aşikardır. Ancak bu gayretlerin daha çok son
zamanlardaki bir bölücü örgüte karşı olduğu açıkça gözlemlenmektedir. Bu arada gündelik ve zaruri asayişin tam
anlamıyla sağlanabildiğini söylemek mümkün değil. Bunu da zaaf olarak nitelemek
pek uçarılık olmasa gerek. Hatta mahut örgüte karşı mücadelede bu zaafında etki
olabileceği hesaba katılmalıdır. Hala bu büyük çabalara karşın uyuşturucu ve
silah kaçakçılığı azımsanmayacak seviyededir. Hayvan hırsızlıkları, mera ve
yaylak tecavüzleri olabilmektedir. En azından ot yangınları önlenememiştir.
Hala köy ve kasabalarda otlar yerleşim yerlerinin dışında bir araya toplanmakta
kışların fiziki olumsuzluklarına rağmen, vatandaşlar sırtlarında kilometrelerce
kış boyu hayvanlarına yiyecek taşımaktadırlar. En azından vatandaşların
birbirlerine olan güven ve birlikteliklerinin sağlanmış olması bir yetersizlik
olarak görülmelidir. Bir türlü kökü kazınamayan kan davaları ve yerel
husumetlerde göçlerde ve huzursuzlukta en az bölücü terör örgütü kadar amildir.
Yeri gelmişken; Bölgede asayiş zaafının
bilhassa kırsal kesimde görüldüğü aşikardır. Kırsalda asayiş hizmeti sağlamanın
çok zor olduğu bir gerçek olmakla birlikte burada teşkilatlanmaya da bir göz
atmakta fayda var. Belli bir mülki sınır içerisinde, asayişten sorumlu mülki
makamlar adına asayiş görevini yürüten Jandarma teşkilatımızın öncelikle bu
makamlarla organik-hiyerarşik yapı içerisinde bulunmayışı da apayrı bir
problemdir. Bilindiği gibi Jandarma teşkilatımız özellikle ve öncelikle askeri
makamlara karşı sorumludur. (Kanunu gereği nihayet Genel Kurmay Başkanlığına)
Dolayısıyla bu teşkilatımız ya tamamıyla Genelkurmay’a devredilip yeni bir kır
polisi ihdas edilmeli ya da tamamıyla İçişleri Bakanlığı’na bağlanıp, hizmet
yürüttüğü makamlara karşı sorumlu tutulmalıdır. Bu durum ayrıca lokal seviyede
polis-jandarma işbirliğini ve asayişi sağlamayı azami düzeye çıkaracaktır.
Böylece sorumlulara gerçek sorumluluk yüklemeyi mümkün kılacaktır.
d)
Etnik bakış: Doğu insanının çoğunun Kürt kökenli
olduğu bilinmektedir. Bu unsura bakıştaki “Siz Türk’sünüz, Türklerin bir
kolusunuz.” vb. bakışların anlamsızlığı ve tutmadığı aşikardır. Evet, bölge
insanı vatandaşlık bağıyla Türk’tür ama nesep olarakta bu iddiayı dayatmak
belki doğru olmayabilir. Korkmadan gerçeği kabullenmek insanların birbirlerini
daha iyi anlamasının ve müştereklerinin doğru bir yolu olsa gerek.
e)
Dil:
Yörede Türkçe’nin dışında başka dillerin bilhassa Kürtçe’ninde kullanılmakta
olduğu gerçektir. Resmi dilin Türkçe olmasıyla birlikte başka dillerinde
gündelik iletişimde kullanılmasında pratik sakınca olmayacaktır. Özgün ve
farklı bir kültüre dayanmayan sadece coğrafyadan kaynaklanan folklorik
zenginliği içeren bir dilden korkmanın anlamı yoktur. Ancak Türkçe öğretiminde
de daha ileri teknikler kullanılmalıdır. Bilhassa milli kültürle bezenmeyen
Türkçe eğitiminin yeteri kadar başarı sağlayamadığı göz önünde
bulundurulmalıdır.
f)
Din Eğitimi: Cumhuriyetin ilanı ve takip eden olaylar
esnasında büyük ölçüde gerileyen ancak yine de varlığını sürdüren medrese
sistemi hiç olmazsadan faydalı olmuştur. Çok yaygın olan bu sistem geniş halk
kitlelerinden ziyade az sayıda mollaları hedef almıştır. Buna rağmen tasavvuf
payandalı medrese şeyhleri ve şeyh soyluları doğuda çok aşırı nüfuza ve
saygınlığa sahip oldular. Medreselerin ve mollaların halk kitlelerine
öğrettikleri konunun (bazıları müstesna) fitre ve zekat (bunlarında şeyhzade ya
da mollaların hakkı) olduğunu görüyoruz. Son yirmi yıldır bu işi meccanen ve
samimi olarak götürenlerin (ki çok azdırlar) dışında bütün ocaklarda ilim ateşi
söndürülmüştür. Şeyhzadeler zamanla oluşmuş aşırı nüfuzu gündelik siyasi ve
ticari beklentilerine tahvil etmektedirler. Bu durumda yörede onlara karşı
tepkilerin oluşmasına neden olmaktadır. Burada işin kötüsü, şeyhzadelere karşı
oluşan antipatiden, onların bayraktarlığını yaptıkları vehmedilen dinde
nasibini almaktadır. Bu itibarla doğuda yapılacak dini çalışmalarda ne
şeyhlerle ne onlarsız ikilemi göz önüne alınmalı, illa bir tercih gerekirse
onlarsız olanın daha gerçekçi olabileceği düşünülmelidir.
İmam-hatip, Kuran kursları gibi
müesseselere anılan zevatın sıcak bakmaması, zaman içinde bölgede çok
gelişememelerine neden olmuştur. Halkın dini kavram ve kurumları hala birinci
derecede baş tacı yapılmasına karşın, dini altyapıdan yoksun olduğu da bir
gerçektir. Dini kriterlerin dışında değerlendirme taşı
olmamakla birlikte bunları da en doğru biçimde kullanabilme yeteneği ve
yeterliliği zayıftır. İlk etapta bu ölçüleri kullanma kabiliyet ve
kapasitesinin arttırılması gerekmektedir. Halktan pek çoğunun çocuklarını Şam,
Suud ve Mısır’da eğitime göndermesi ileride zikredilecek üniversite önerisinin
talep yönünü ortaya koymaktadır. Ayrıca diyanet teşkilatının bölgede günümüz
şartlarından uzak yerli personelden oluşmuşluğu yörede din eğitimi veren
kurumların çok azlığı ve genel eğitim müfredatında ki bu eğitimin yetersizliği
de göz önünde tutulmalıdır.
g)Eğitim-Öğretim:
Bu konularda altyapı eksikliklerinin giderilmediği, Türkçe eğitiminin hala
istenilen seviyeye gelmediği gerçektir. Vatandaşımız dört keçisini korumak için
bir kalaşnikof alabilirken dört öğrenci çocuğuna bir kitap, bir defter alabilme
bilincine eriştirilememiştir. Kitap ve diğer eğitim malzemesizliği ileri
seviyededir. Okul şemsiyesine alınan kitlenin ne derece eğitilebilindiği apayrı
bir mevzu olmakla birlikte hala hatırı sayılır bir çoğunluğun bu şemsiye altına
alınamadığı da bir gerçek. Ancak bu tür konuların eğitim şuralarında detaylarıyla
tartışılmışlığı varsayılarak kısaca geçilmektedir. Ha keza sağlık, hayvancılık
ve daha pek çok konuya “konuyu dağıtmamak” düşüncesiyle değinilmemektedir.
h)Kültür:
İftiharla ifade edilecek olursa bölgenin kültürel yapısı genel Türk kültürüyle
tamamıyla aynılık taşımaktadır. Aynı tarih içinde meydana gelen fikri ve sanat
verimleriyle yine aynı tarih süreci içinde oluşmuş değer hükümlerinin bütünü
ortaktır. Milli birliği sağlayacak, geliştirecek ve devamlı kılacak tek unsurda
bu kültürel birliktir ki bununda etkin belirleyicisi hiç kuşkusuz dindir. Genel
kültürel altyapımızın en önemli temel taşının İslam dini olduğu aşikardır.
Tarih içinde de birlikteliğimizin, kuvvetimizin ve gücümüzün ana kaynağı aynı
şey olmuştur. Bunun tespiti şu açıdan önemlidir ki bilhassa bu bölgede müşahhas
biçimde görüleceği gibi son 70 yıldır resmen verilmeye çalışılan mesajların din
unsurunu yok kabul etmeleri veya hilafına olmaları nedeniyle tutmadığı veya
başarılı olamadığı gerçeğidir. Bu hiçbir şeyi tabi mecrasının dışında götürme
gayretinin abesliğini açıkça göstermektedir. Son zamanlarda bu eksiklik
belirlendiğinden yer yer İslami değerleri de kısmen içeren yeni mesaj verme
çalışmaları gözlemlenmektedir. Ancak uygulayanların dahi gönülden katılmadığı
bu gayretlerin yapaylığının sırıttığı ve derde deva olamayacağı da
görülmektedir. Doğu insanını tek etkileyecek ve duygulandıracak unsur dindir.
Ancak halkın devlete gösterdiği teveccüh ve itimat kadar devletinde halkın
hissiyatına inmesi ve onu mihver yapması şarttır. Bir takım tabular adına en
küçük İslami değerlere sahip olmayı muhtemel ve potansiyel vatan hainliği
addeden, bunlara sahip bölge ve insanların neredeyse hakkı hayatlarına dahi
imkan sağlamaktan kaçınabilecek totaliter ve dar anlayışlı önerilerin bölge
insanına ve milli birliğe hiçbir katkısı olmayacağı açıktır. Artık bu dar
kalıpçı anlayışlar terkedilmelidir. Kitleler arasında en korkunç ve en büyük
felaket, ruhi ve hissi bir uçurumun meydana gelmesidir. Bu itibarla bölge
insanının dini eğilimine engel koymak doğru olmaz. Ya da önüne bir takım dini
kırıntıları atıp, onların uslu çocuklar olmasını sağlamaya çalışma kurnazlığı,
o insanları aşağılamaktan başka bir işe herhalde yaramaz.
Yörede ve ülkede gerçek milli birliği
sağlayıcı, ayakları yere basan politikaların ihdasına üstelik muaccelen ihtiyaç
vardır.
4)Bazı
Öneriler:
a- Göçün gerçek nedenlerinin
araştırılarak, bunları destekleyecek ekonomik programlarla tedricen
azaltılması. Bölgenin kaldırabileceği azami kapasitenin yakalanmaya
çalışılması.
b- İktisadi, sosyal, eğitim ve kültürel
açıdan bölgeye yapılacak yatırımların ülke nüfusuna analık yaptığı gerçeğiyle
ülke geneline katkı sağlayacağının bilinmesi.
c- Mevcut ekonomik programların
geliştirilerek sürdürülmesi, altyapının güçlendirilmesi.
d- Bölücü örgüte karşı verilen mücadele
kadar belki daha etkin olarak günlük asayişin ve huzurun sağlanması.
e- Kırsal kesim güvenlik birimlerinin
ihtiyaca cevap verir teşkilat yapısına kavuşturulması.
f- Etnik farklılıkları gündeme
getirebilecek, tahrik edebilecek tutum ve davranışlardan azami kaçınılması.
g- Yörede Türkçe’yi geliştirici
tedbirlerin, acilen ve en üst düzeyde alınması.
h- Eğitim görevlilerinin yetenekli ve
yeterli personel arasından seçilmesi, her seviyede öğrenci yurtlarının
çoğaltılması, ders araç ve gereçlerinin tamamıyla karşılanması.
i- Mevcut yalnızca din sömürüsüne
yarayan dini yapının yerine daha güçlü, dinin gerçeğine uygun bir yapının
oluşturulması için gerekenlerin yapılması.
j- İmam-hatip ve Kur’an kurslarının
geliştirilip, çoğaltılıp barınma yerleriyle desteklenmesi.
k- Bölgede, Mısır’daki El-Ezher’e muadil
eğitim veren bir üniversitenin kurulması.
l- Verimliliği düşmüş din görevlilerinin
emekliliğe veya yer değiştirmeye tabi tutulması ve eğitim seviyesi yüksek,
yetenekli personelin istihdamı.
m- Milli birliği tesis edecek en önemli
amelin din olduğu gerçeği, yöreye atanacak tüm kamu personeline izahı ile
halkın dini duygularına saygılı olmalarının sağlanması.
n- Tarih birliğinin ve tarih şuurunun
güncel olaylarla da pekiştirilerek üst seviyede verilmeye çalışılması.
o- Milli kültürden kaynaklanan değer
hükümlerinin her türlü eğitim ve iletişim aracıyla pekiştirilmesi.
Ali
Taşkın KOCABAŞ Erdoğan BEKTAŞ
Karayazı
Kaymakamı -Erzurum-Karaçoban Kaymakamı

değerli kaymakamım o maneviyyatin altında mükemmel bir yeteneksiniz Allah sayınızi artirsin slm ve hürmetlerimle
YanıtlaSildeğerli kaymakamım o maneviyyatin altında mükemmel bir yeteneksiniz Allah sayınızi artirsin slm ve hürmetlerimle
YanıtlaSilHocam abartılı iltifatiniza teşekkürler. Duanızı beklerim daim.
SilMukemmel bir calisma olmus.Allah (cc) bu gayretinizi kabul etsin ve devamini nasip etsin.Yalniz kullanmis oldugunuz bir cumle sanki calismanizi ozetler gibi o da "Vatandas dort kecisini korumak icin keles aliyor fakat dort cocugunu okula gondermek icin kalem defter almyor"Gayretlerinizin devami dilegiyle
YanıtlaSilMURAT AKDOGAN
Teşekkürler Murat Bey.
SilAziz dostum,
YanıtlaSil"Bursa'da Stratejik Plan Çalışmaları sırasında üst kurul üyesi bir kaç arkadaşla bir durum değerlendirmesi sırasında bir arkadaşımızın ifadesi çok çarpıcı ancak aynı zamanda ülke için acıtıcıydı. "İLK DEFA YAŞADIĞIMIZ ŞEHİR VE ÇALIŞTIĞIMIZ KURUM İÇİN BİR ŞEYLER DÜŞÜNMEYE BAŞLADIK." Ülkemiz için düşünen insan sayısının çok az olduğu düşünenlerin de sadece düşündüğü ve düşüncesini kaleme almadığı veya alsa bile hedefe ulaştıramadığı günümüz Türkiye'sinde hem sizi ve hem Erdoğan beyi tebrik ediyorum. Durmak yok, düşünmeye, yazmaya ve ilgili yerlere ulaştırmaya hatta inatla takip etmeye devam! Sevgiyle kalın.
Aziz Üstad, cesaretlendirmeniz için teşekkürler.
SilMukemmel bir calisma
YanıtlaSilTaşkın ağabey, duymuştum, yeni okuyabildim. Tabii eskilere gittim. Tam 25 sene olmuş. Laf aramızda biz de tarih olmuşuz. Bir de ne yaparsan yap işler olacağına varıyor. Demek ki bütün bu olup bitenleri yaşamamız gerekiyormuş. Emekler, emekler ve emekler... Boşa mı gitmiş, diye düşünmeden edemiyor insan, bunca yılın ardından bakınca. Belki kendi küçük dünyamızda kendi küçük hesabımızı vermenin yolunu bulmalıyız. Gerisi bizim dışımızda. Büyük hesabın gidişatına etki edebilmek o hesabın sahibinin iznine bağlı. Neyse, iyi ki de yapmışız. En azindan anlatacak bir hikayemiz var. Ayrıca yazının başkalarının imzasına da sunulduğunu ve kabul edilmediğini unutmuşum. Onu da hatırlamış oldum. Eyvallah ağabey, teşekkür ederim, hatırladığın ve hatırlattığın için. Hatırlı dostluğun için. Measselame. Erdoğan Bektaş.
YanıtlaSilTaşkın ağabey, duymuştum, yeni okuyabildim. Tabii eskilere gittim. Tam 25 sene olmuş. Laf aramızda biz de tarih olmuşuz. Bir de ne yaparsan yap işler olacağına varıyor. Demek ki bütün bu olup bitenleri yaşamamız gerekiyormuş. Emekler, emekler ve emekler... Boşa mı gitmiş, diye düşünmeden edemiyor insan, bunca yılın ardından bakınca. Belki kendi küçük dünyamızda kendi küçük hesabımızı vermenin yolunu bulmalıyız. Gerisi bizim dışımızda. Büyük hesabın gidişatına etki edebilmek o hesabın sahibinin iznine bağlı. Neyse, iyi ki de yapmışız. En azindan anlatacak bir hikayemiz var. Ayrıca yazının başkalarının imzasına da sunulduğunu ve kabul edilmediğini unutmuşum. Onu da hatırlamış oldum. Eyvallah ağabey, teşekkür ederim, hatırladığın ve hatırlattığın için. Hatırlı dostluğun için. Measselame. Erdoğan Bektaş.
YanıtlaSilSayın Valim, evet "En azindan anlatacak bir hikayemiz var. " Şükürler olsun!
Sil